Bir anneyseniz, hele benim gibi Avrupa'da yaşayan ve çocuğunu anadilinden uzak yetiştirmek zorunda kalan bir anneyseniz; çocuğunuza hangi dille eğitim vermeniz gerektiği konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bir eğitimci olarak gördüm ki, kitaplarda okuduğumuz kadar kolay ve anlaşılır değil bazen çözümler. Deneyip yanılma yöntemini denemeniz işten bile değil; ne var ki çocuğunuza verebileceğiniz zararı ve kaybettiğiniz zamanı geri alabilir misiniz o meçhul.
Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, anadil bireyin zihinsel, karakteristik ve sosyal gelişimi için çok önemli. Ana rahmine düşmemizle başlayan eğitim süreci, ölüme kadar devam ediyor ve anlamlandırma, karşılaştırma, algılama gibi hayati fonksiyonlar beyinde anadil yardımıyla şekillendiriliyor. Dolayısıyla yabancı dil öğrenimindeki başarı, zihinsel gelişim, sosyal statü, eğitim gibi konulardaki çıta, anadil kullanımındaki özgürlüğe bağlı olarak yükseliyor. İşte bu yüzdendir ki uzmanlar 3 yaşına kadar çocuk ile tek bir anadil üzerinden iletişim kurulması gerektiğini ısrarla belirtiyor.
Sizde de benim gibi çocuğunuzun akranlarıyla dışarıda ya da kreşte iletişim kuramamasından, okulda başarısız olmasından yahut dışlanmasından endişe ediyor olabilirsiniz. Yersiz değil, ancak gereksiz bir endişe. Kreşe başlamış çocuğunuzun ülkedeki hakim yeni dile ne çabuk adapte olduğunu hatta o dili kısa sürede konuştuğunu görüp hayrete kapılmadan önce çift dilli çocuklarda anadil öğretiminin neden önemli olduğunu anlamanız ve önlem almanız gerekiyor.
Küreselleşmenin eğitimi etkileyen en önemli tarafı ülkeler arası nüfus hareketlerinini arttırmasıdır. Daha iyi yaşama isteği, nüfus genelinin yaşlı olduğu ülkelerdeki işçi talebi, baskıcı ortam vs sebeplerle Avrupa ülkelerindeki mülteci artışı; okullar içerisinde de dinsel, ırksal, dilsel, kültürel farklılıklara sebep olmuştur. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki okullar bu
çeşitliliği uzun yıllardır yaşadığı halde bu durum hala
tartışılmaya devam etmekte, eğitim politikaları
ve uygulamaları ülkeler arasında hatta ülkeler içinde değişmektedir. Birçok ülkede Neo-Faşist gruplar
göçmen ve kültürel olarak çeşitlilik arz eden azınlıklara dair ırkçı politikaları alenen desteklemekteyken; bazı siyasi parti
ve gruplar ise daha ılımlı bir tavırla farklı toplulukların
okullara ve topluma entegrasyonunu sağlamak için soruna çözümler
aramaktadırlar.
Bahsedilen Neo-Faşist topluluklar, ayrıştırılmış okullar ve alanlar ile azınlıkların dışlanmasını ya da ülkeden uzaklastırılmasını isterken; daha liberal topluluklar ise azınlıkların ülke içinde asimile edilmeleri gerektiğini savunmaktalar. Esasında kişilerin öz varlıklarının yok edilmesini savunan her iki düşüncede de basta gençler olmak üzere azınlıkların dil ve kültür dirençlerinin kırılması amaçlanmaktadır.
Okullarda kendi dilinden ve kültüründen vazgeçmesi için psikolojik baskı gören çocuğun, aile içi ilişkileri de zarar görecektir. Kısa sürede hakim dile uyum sağlayan çocuk, aile içerisinde bilinçli bir şekilde dilsel - kültürel koruma altına alınmazsa 2-3 yıl içinde anadilini ve kültürünü kaybedecektir. Annenin ya da babanın anadilde kurduğu bir cümleye bir süre sonra hakim dille karşılık veren çocuk ile ebeveynler arasındaki uçurum dilsel olarak kalmayıp duygusallık boyutuna ulaşacaktır. Aileye ve okula yabancılaşan bir ergenin yaşayabilecekleri az çok tahmin edilebilir bir durumdur.
Çocuğun dilini, dolayısıyla kültürel varlığını görmezden gelen ülkeler, çok ulusluluğun arttığı dünyada yarışa bir adım geride devam edecektir. İnsanlık tarihinde zaten hic durağan olmamış kültürel gelişme ve değişmenin hız kazandığı bu dönemde, çok ulusluluk adı altında bünyesindeki farklı dillerle ve kültürlerle olumlu ilişkiler kuramayan ülkeler; dünya sahnesinde sosyal ve ekonomik açıdan sağlam bir duruş sergileyemeyecektir. Bu nitelikli eğitimcilerin bildiği; ancak politikacıların hırsları uğruna kulak asmadığı ciddi bir konudur.
Eğitim konusunda farklılıklara saygı duyulan ülkelerde nitelikli programlarla çift- üç dilli yetişen çocuklar, öğrenilen her dili birbiriyle -farkında olmadan- karşılaştırarak okur yazarlık konusunda hızlı bir gelişim göstermekte ve entellektüel gelişimini yaşıtlarından hızlı sürdürmektedir. Okula sağlam bir anadil becerisiyle başlayan çocuklar oradaki dile daha kolay uyum sağlayacak; örneğin yeni dilde zaman kavramını öğrenirken- zaten kendi dillerinde bilmiş olacaklarından- sıfırdan öğrenmek zorunda kalmayıp sadece yeni dildeki sözcük karşılıklarını öğrenecekler; ayrıca daha ileri düzeylerde, bir yazılı metnin ana fikrini detaylardan bulabilme, fikirleri
olgulardan ayırabilme, ve bir hikaye ya da tarihsel
anlatımdaki olay örgüsünü çıkarabilme gibi akademik ve
okuryazarlık becerileri diller arasında aktarılacaktır.
Çocuklarımızın karşı karşıya kalacağı bu sorun, eğitimcilerin farklı kültürleri baz alarak oluşturacakları okul içi nitelikli ve eşitlikçi dil politikalarını, müfredatlara uygulamadıkça ortadan kalkmayacaktır. Ebeveyn olarak üzerinize düşen görevi layıkıyla yapar ve çocuğunuzu dilsel ve kültürel açıdan yetkinleştirirseniz, onun okul döneminde yaşayabileceği olumsuzlukları en aza indirmekle kalmayıp hem kendi toplumlarına hem de küresel topluma yararlı birer birey olmalarını sağlayabilirsiniz. İşte o zaman yarattığınız insanla gerçekten övünebilirsiniz.
NOT:
Jim Cummins' in Toronto Üniversitesi' ndeki bir konuşmasından yararlanılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder